GELECEK SOSYAL DEMOKRASİDİR

ANA SAYFA

SODEV
KURUMSAL
SODEV
ETKİNLİKLERİ
SODEV
OKULLARI
DOSYALAR
SAYFALAR
GENÇLİK LİNKLER İLETİŞİM

 

Sosyal Demokrasi Okulu Ders Notları
Prof. Dr. Zafer Üskül
SD İnsan Hakları - Birey - Devlet
 

İnsan hakları dersini yaparken biraz dinleyicinin kafasını karışmak gerekiyor. İnsan hakları teorisi şudur; İnsan hakları şunlarda ibarettir, şu gruplara ayrılır demekten çok kafalarda bir takım sorular yaratmak daha önemli sanıyorum.

İnsanlar doğuştan vazgeçemeyecekleri, devredemeyecekleri temel bazı haklara sahiptirler. İnsanlık varolduğu günden beri insan hakları mücadelesi vardır. Çünkü hep birilerinin bir şeylere karşı çıktığı ve o durumu aşmak için mücadele verdiklerini gözlemliyoruz. Toplumlar, yöneten- yönetilen şeklinde ayrıldığından beri yönetilenlerin yönetenlere karşı mücadelenin içinde olduğunu tarih bize nakletmektedir. İnsanlığın ilk dönemindeki doğal yaşamda (avcılık,toplayıcılık) ayrım yoktu, üretim paylaşılıyordu. Üreten ve üretimden pay alan ayrımı o zaman bulunmuyordu. Bundan dolayı belki de insan hakları mücadelesi o zamanlar yoktu. Ama toplumda bu ayrışma ortaya çıktığından itibaren (tarımsal üretimin başlamasıyla) insan hakları mücadelesinin ortaya çıktığını görüyoruz Köleci toplumda köleler efendilere karşı ayaklanmış, feodal dönemde köylü feodal beylere karşı ayaklanmış, kapitalizm döneminde işçi sınıfı burjuvaziye karşı hakları istemiştir. Hak mücadelesi sürekli devam etmektedir. Fakat bütün bu mücadelelerin olması, otomatikman hakların mücadele edenlere verildiği anlamına gelmemiştir. Hal alma kavramı mücadele kavramından daha yeni bir kavramdır. 16.yy sonu ve 17.yy’da doğal hukuk anlayışının gereği olarak doğal haklar anlayışı ortaya çıkmıştır. “İnsanlar doğuştan haklara sahiptirler.” İnsanlar doğal bir yaşama durumunda özgürken toplum halinde yaşamaya karar veriyorlar ve bir tür toplumsal sözleşme yapıyorlar. Toplumun bir düzen içinde varlığını sürdürebilmesi için bireylerin özgürlüklerinin bir bölümünden vazgeçmeleri gerekiyor. Birey, özgürlüklerin bir kısmı için kendisini koruyor, ama tek başına yaşayamadığı, toplum halinde yaşamak zorunda olduğu için toplumun rahatlığı özgürlüklerin bir kısmından vazgeçmesini gerektiriyor. Kendinde kalanlar, insan olduğu için doğumdan gelen ve o toplumun varolmasından önce elinde bulundurduğu haklardır.( Doğal haklar-özgürlük, mülkiyet, baskıya karşı direnme ve yaşam hakkı )

Modern anlamda insan haklarından söz ederken bireyin özgürlük alanı ile toplumun düzen ihtiyacı arasında kurulması gereken bir denge vardır. Her bireyin kendi özerklik alanı vardır. Bu alanın içinde birey, haklarını dilediği gibi kullanır. O alan içinde önemli olan onun haklarını kullanmasına müdahale etmemektir. Bireyin bu hakları kullanıp kullanmaması kendi kişisel tercihidir. Her bireyin böyle bir özerklik alanı öbür bireyin özerklik alanı ile sınırlanmış olması gerekir. Fakat sınır sadece bu özerklik alanından ibaret değildir. Bütün bireylerin içinde yer aldığı toplumun varlığını sürdürebilmesi için bireylerin bazı özgürlük ve haklarından vazgeçmeleri gerekiyor.

Bütün bu süreci kanıtlamak pek mümkün değil. İnsanların hangi tarihte nerede bir araya gelip doğal yaşama biçiminden toplum halinde yaşama biçimine geçmeye karar verdiği ve toplumsal sözleşme yaptığı, bu sözleşmeyi yaparken özgürlüklerinin bir kısmını topluma bıraktığı belli değil. Aslında böyle bir şey yok. Bu süreç sadece bir kurgulama. Fakat kurgulama çok etkili olmuş. Bu kurgulamanın Amerikan ve Fransız haklar bildirgesinin ortaya çıkmasında çok önemli bir rolü olmuştur. İnsan haklarına ilişkin bu görüşlerin uygulamada işe yaradığını söyleyebiliriz. Hakların kaynağının nereden geldiğine dair teorik bir temelin bulunması lazım. Hakları hukuk yaratabilir. Hak; bir kimsenin bir şey yapabilme yetkisidir. İki kişi karşı karşıya gelip bir sözleşme yapıp aralarında hak doğurabilirler veya kanun ve anayasadan doğabilir.  

Sözleşme ve yasanın olmadığı yerde insan hakları yinede vardır. İnsan hakları uygulanmasa da tanınmasa da vardır. İnsan aklı olan bir varlıktır, ihtiyaçları vardır. Tüm canlılardan farklı olarak ihtiyaçları öbür canlıların ihtiyaçlarından farklıdır. Tüm canlıların 2 temel ihtiyacı vardır: Barınma ve Beslenme. Hepsi barınma ve beslenme için yer arar. İnsanın diğer canlılardan ayrı olarak manevi ihtiyaçları olabiliyor. Çeşitli ihtiyaçları olan insan bunları karşılamak için kendi aklını kullanma olanağına sahip. İnsan aklını kullanarak bir takım ihtiyaçlarını karşılayacak ise o zaman insanın aklını kullanırken kısıtlamalarla karşılaşmaması gerekiyor. Düşünen varlık olarak insanın düşüncesini ifade edebilmesi, o düşünceleri doğrultusunda örgütlenebilmesi birlikte başka insanlarla düşüncelerini ortay koyması önemli bir özelliktir. İnsanın ihtiyaçları onun bir takım haklara sahip olmasını gerekli kılıyor. Yoksa, insanı öbür canlılardan ayıracak herhangi bir başka neden olamaz. İnsanlar, bu haklar kendisine tanınsın tanınmasın bu haklara sahiptir. İnsanın ahlak anlayışı bu haklara sahip olmasını gerektirir. Bunun dışında, insanın olanakları vardır. Düşünen insan bu olanakları kullanmak ister. İnsanın olanakları, yaratıcılık türünden bir şeydir. İnsan, yeteneği doğrultusunda keşfeder. Bilimsel ve sanatsal üretim yapar. İnsanın sahip olduğu bu olanakların kullanılması da onun özgür olmasını gerektiriyor. Demek ki özgürlük ve hak insanın insan olmasından kaynaklanıyor. Bu noktadan itibaren, hakların tanınmamış olması karşısında o hakları elde etme mücadelesi, meşru bir mücadele olarak karşımıza çıkıyor. İnsan, haklarını elde etme hakkına sahip olmuş oluyor.

Acaba gerçekten sanatsal üretim yapacak insanın özgür olması gerekiyor mu? Bilgisayarı, elektriği bulmak için insanın özgür olması mı gerekiyor? Bireyin sahip olması gerektiği haklardan söz ettiğimizde, esas olarak bir liberal teoriden söz etmiş oluyoruz. İnsan hakları anlayışı, liberal demokrasinin yarattığı bir kavramdır. O zaman sosyalizmde, eski SSCB’de sanatta ve bilimde gelişme olmadı mı? Zamandan ve mekandan bağımsız olarak, insan hakları mevcuttur.( İnsan haklarının evrenselliği ilkesi) İnsanlar hak sahibi kılındıkları zaman mutlu mu oluyorlar? İnsan onurunun gereğiyse hak kavramı, Avusturalya’ da ilkel koşullarda yaşayan fakat onurlu olduklarını iddia eden yerli halk belirttiğimiz hak kavramının yoksunluğundan dolayı onursuz mu oluyor?
İnsan hakları kavramı Batı toplumundan çıkmıştır. Belli bir tarihsel durumun ürünü olarak insan hakları, Avrupa’da ortay çıkmıştır. Hak kavramı, Avrupa kültürünün ürünüdür. Batıda ortaya çıkan haklar, müslüman veya hindu veya başka bir kültürde güvence altına alınmamışsa acaba bu toplumlar arasında bir derecelendirme mi yapacağız? Haklarını kullanabilen Batı toplumu ileri bir toplum ötekiler geri toplumladır dememiz gerekir mi? Bunlar çok fazla tartışılacak konulardır. Bu konularda sizlerin biraz kafasını karıştırmak istiyorum. Bu soruları kendi kafanızda tartışıp onlara cevap bulmamız çok önemli.

Hakların sınıflandırılmasına gelirsek; 3 kuşak hak vardır. 3 kuşak hak aslında başka biçimlerde yapılabilecek sınıflandırmalara da denk düşen hakları ifade ediyor. Önce karşımıza bireyin “ şu özerklik alanıma girmeyin” dediği hakla vardır. Haklar genellikle devlete karşı ileri sürülüyor. Çünkü toplumun düzenini kuran örgütlenme devlettir. Toplumun düzeninin devamıyla, bireyin kendisini geliştirebilmesi birbiriyle çelişen iki durum bir dengeyi gerektiriyor. Kamusal alandaki yaşamı düzenleyen kuralları devlet koyduğuna göre bireyin haklarına müdahale devletten gelebilir. Dolayısıyla birey, devlete karşı hakkını koruma mücadelesi içindedir. Ya da haklar henüz hukuk alemine geçememişse devletten bunu birey talep etmek durumundadır. 1.kuşak haklar; bireyin devlete “ beni rahat bırak” dediği haklardır. “ kişilik haklarıma saygı duy ” ( Gözaltında çok tutma, haksız yere hapsedilme, adil olmayan biçimde yargılama vs..) “ Düşüncemi ifade ederek bunun sonucunda örgütlenme hakkını kendimde saklı tutayım. buna karışma !” Bu kuşak haklarda devletin herhangi bir yükümlülüğü yok. 

Devletin yapması gereken pasif kalmak. Engellememek. Bu hakların baskın özelliği; devlete negatif görev yüklemektir.( Bir şey yapmama görevi)
Amerikan haklar bildirgesi ve Fransız ihtilaliyle bu kuşak haklar tarihte gündeme gelmiş ve zaman içinde gelişerek günümüze kadar uzanmıştır. Dünyada bu haklara demokratik olmayan ülkeler bile karşı koyamaz duruma gelmiştir. BM İnsan Hakları evrensel bildirgesi hiçbir ülkenin karşı çıkmadığı bir oylamanın sonucunda kabul edilmiştir. Her ne kadar bazı devletler bu hakları yerine getirmiyorsa da bu haklara açıktan karşı çıkan devlet yoktur.

İkinci kuşak haklar, birinci kuşak hakların yerine getirilmesi için bazı koşulların yerine getirilmesinden hareket eden haklardır. 1.kuşak haklardan bir tanesi de konut dokunulmazlığıdır. Seyahat özgürlüğü de klasik haklardan bir tanesidir. Devlet insanların seyahat etmesine engel olmayacak. Düşüncenin ifadesini ortaya koyan dernek kurma özgürlüğü, gösteri yapma hakkı kısıtlanmayacak. İnsanların bu hakları kullanabilmesi için bazı koşullar vardır. Yani insanın düşünebilmesi için bilgilenmesi gerekir. Eğitim ve öğretim görerek bilgilenmesi, kitap ve dergi okuması gerekir. Bütün bunlar için para gerekiyor. Konutunuz varsa konut dokunulmazlığı söz konusudur. Toplumun, bireylerin haklarını kullanabilmeleri için o ortamı yaratacak bir şeyler yapması gerekiyor. Eğitim faaliyetlerini örgütlemek gerekiyor. Sağlıklı yaşam hakkının oluşturulması gerekiyor. Demek ki yeni bir hak anlayışı ortaya çıkıyor. Bu yeni hak anlayışında devlete bir takım görevler düşüyor. Bu defa devlet aktif ve olumlu olarak bir şeyler yapmak zorundadır. Bunlara ekonomik ve sosyal haklar deniyor. 19. yy’ ın ikinci yarısından itibaren 20 yy boyunca 1.kuşak haklardan sonra bu tür ikinci kuşak hakların talep edildiğini biliyoruz.2.dünya savaşını izleyen dönemlerde de bu tür hakların anayasalara girerek sosyal devler anlayışının hukuk alemine de girdiğini görüyoruz. Yine 2.Dünya savaşını izleyen yıllarda yeni bir anlayış daha gelişiyor. Sosyal ve ekonomik haklardan ayrı olarak bir takım talepler gündeme gelmiştir. Yaşama hakkı, sağlıklı yaşam hakkı bu dönemde artık tanınmıştır. Talepler bu defa doğru dürüst bir çevre de sağlıklı yaşam hakkı mertebesine ulaşmıştır. Savaşın olmadığı ve sürdürülebilir kalkınmaya dayalı bir hayat özlemi ortaya çıkıyor. Birileri kalkınmış ve çok iyi koşullarda yaşarken öbürleri sefaletin içinde yüzüyorsa tabii ki bu dengesizliği bu dünyada kaldırmaz.

Gelişmemiş olanlar için gelişme diye bir hak doğmuş oluyor. İnsan çevre hakkına sahip. Fakat sadece insan değil hatta sadece bugünün insanı değil çevre hakkına sahip. Henüz doğmamış olanlar da bu hakkın sahibi konumundalar. Bizim anlayışımızda varolan birey hakkın öznesidir. Şimdi doğmamış çocuk bir hakkın sahibi sayılabiliyor. İnsan; diğer canlılar ve doğa adına çevre hakkı mücadelesi veriyor.

Kalkınma: Bir tek bireyin kalkınma hakkından söz edemeyiz. Kalkınma bütün toplumu ilgilendirir. Hatta kalkınma devleti ilgilendirir. Peki devlet hak sahibi olabilir mi? Biz dedik ki : haklar devlete karşı ileri sürülen yetkilerdir. O zaman devlet hak sahibi olmaz. Bir devletin sınırları içinde yaşayan toplumun kalkınma hakkı vardır.

Barış hakkının öznesi kimdir? Tüm insanların bu hakkı ileri sürebilecekleri bir dünya devleti yoktur. Dünya devleti olsaydı, o dünya devletinin vatandaşlarının devlete karşı barış isteme hakları hukuksal olarak savunabilirdi Diyelim ki ben barış istiyorum, bu hakkı kimden isteyeceğim? Haklarımı kendi devletimden isteyebilirim. Devletin tek başına bana barış hakkını vermeye gücü yeter mi? Irak savaş çıkartırsa benim devletim ve yapsın? Barış hakkının sonuç doğurucu bir hak olarak hukuk aleminde yer alabilmesi için yaşadığımız dünya da tek bir devletin kurulabilmesi lazım.
Ortak değerlerin kullanılabilmesi hakkı da önemli bir haktır. Efes, insanlığın ortak bir değeridir. Bunu pratikte değerlendirmek zor. Yabancı bir ülke vatandaşı bir Türk kadar herhalde Efes’ten faydalanamaz. Pasaportunuz, paranız ve vizeniz varsa Efes’i görebileceksiniz.

 İnsanlık gelecekte de ihtiyaçlarına göre hak arama mücadelesine devam edecektir. Tarihsel süreç içinde insan hakları da gelişmiş, değişmiş, yeni hak arayışları ortaya çıkmıştır. Artık insanlar bütün haklarını aldılar, yapılacak bu konuda yeni bir şey kalmadı diyeceğimiz bir nokta herhalde hiçbir zaman olmayacak.

İnsan haklarını, insanların kullanabilmesi için bu hakları hukuk alemine taşımak gerekiyor. Çünkü hukukun korumadığı yetkiler kullanıldığı zaman insanın başına dert açar. Eğer siz köleyseniz ve de hukuk size özgür yaşama hakkını vermediyse “ben özgürüm, köle değilim” demek çok kolay değildir. Köleliğe karşı çıktığınız anda cezalandırılırsınız. Sizin sahibinizin, sizin üzerinizdeki hakkı devreye girer. Bu bakımdan hakların hukuk aleminde tanınıyor olması çok önemlidir.

Hukukun hakları tanıması demek, hakların hukuk tarafından güvence altına alınması demektir. Klasik haklar dediğimiz 1. Kuşak hakların 1982 anayasasında yazılı olmayanı yoktur. 2.kuşak ekonomik ve sosyal haklarda anayasamızda yazılıdır. 3.kuşak haklar konusun dünyada hala tartışılıyor. Fakat 1982 anayasası insan hakları sorununu onlara sırf yer verdi diye çözememiştir. Önemli olan hakları saymak değil onları güvence altına almaktır. Anayasa da şöyle bir maddenin olması yeterlidir. “ İnsanın , insan olarak sahip olduğu hakları bu anayasa teminat altına alır.” Bütün hakları aynı zamanda sınırlandırabilir. Başkalarının haklarını korumak ve toplumun düzenini sağlamak için haklar sınırlandırılabilir. Fakat anayasa, sınırlandırmanın sınırını koyar.

Ekonomik ve sosyal hakların tanınmaması demek insan haklarını toplumun sadece çok küçük bir bölümü için geçerli hale getirmek demektir. O zaman bu haklar insan hakkı olmaktan çıkar. Liberalizmin bu saldırısına karşı, liberal anlamda insan haklarını güvence altına alabilecek siyasal güç o zaman sadece sosyal demokrattır. İnsan haklarının insan hakkı olmaktan çıkmasını engellemek bugün bir görev olarak karşımıza çıkıyorsa bu görev sd’ların görevidir. İnsan haklarının evrenselliğinin, kültürler çatışmasıyla birlikte değerinin kalmadığını görebiliyoruz. Dünya da sadece belli bir kültüre mensup insanların içinde sadece belli bir zenginliğe sahip olanların hakkı olduğunu iddia etmek olmasa gerek.

Kültürler çatışması meselesine bakmamız gerekiyor. İnsan hakları acaba islam kültüründe var mı? İslam anlayışının geçerli olduğu bir toplumda insan hakları o dinle bağdaşır mı? Gelenekle insan hakları arasında çatışma olur mu? Türkiye’nin bazı bölümlerinde kız çocuklarına reva görülen yaklaşım insan hakları kavramıyla çatışıyor. Bu gelenek sadece Batılı olmayan toplumlar da var değil. Anti-semitizm Batı kültüründe vardır. Geleneklerle insan hakları çatışıyorsa, insan haklarının öne çıkartılması lazım. İslam’da bazı haklar var ama bunlar insana insan olduğu için tanınmış haklar değil insanın tanrıya karşı görevlerini yerine getirmek üzere ona sağlanmış olan ayrıcalıklardır. İnsanın insan olmaktan kaynaklanan haklara sahip olması başka bir şey birtakım ödevleri yerine getirmek için kullanabileceği bazı yetkilerin kendisine verilmiş olması başka bir şeydir. Bir kere İslam’da kadın ve erkek arasında tam eşitlik yok. Sonuç olarak bireyin insan olması dolayısıyla kendini geliştirebileceği kendisini gerçekleştirebileceği ortamın yaratılabilmesi için toplumsal düzenin varlığını da koruyarak onun özgürce hareket edebileceği alanın yaratılması önemli bir gelişmedir. Tarihsel süreçte demokratikleşmenin nasıl adım adım gittiğini ve onun sağlanmasında işçi sınıfının, sendikaların ve SD partilerin nasıl katkısı olduğunu çok iyi biliyoruz. Burjuvazi bize hiçbir şey hediye etmedi. Burjuva demokrasisinin kurulduğu andan itibaren insan haklarının gereklerini yerine getirmediğini biliyoruz. Burjuvazinin böyle bir derdi yok. Ama SD’ lar böyle bir derdi var. İnsan haklarının bütün dünya’ da güvence altına alınabilmesi SD’ lar yerine getirmişler ve ileride de yerine getireceklerdir.

Bu hakların kullanılabilir hale gelmesinin koşulu ekonomik ve sosyal açıdan alınacak önlemlerde desteklenmesidir. Bu SD’ ların işidir.

2.Dünya savaşını izleyen yıllarda Batı Avrupa’da sosyal devlet anlayışı genel bir kabul gördü. Ve bütün o ülkelerin hukuk alemine de girdi.

Sosyal devlet anlayışının gerektirdiği ekonomik ve sosyal içerikli haklar Batı anayasalarında öbür haklar gibi tek tek sayılmış olmayabilir. Fakat çok ciddi bir şekilde bu haklar tanında ve gereği yapıldı. Bu olay nasıl gerçekleşti?

2. Dünya savaşını izleyen yıllardaki ekonomik gelişme ve büyüme buna ekonomik olarak olanak sağladı. İkinci olarak da sosyalizmin dünyadaki gelişmesi karşısında kapitalist ülkelerde sosyal içerikli hakların tanınması bir anlamda sosyalizme karşı önlemenin bir yoluydu. Ama ne zaman bu ülkelerde kapitalizm kendi bunalımını yaşamaya başladı, işte o zaman sosyal devlet anlayışından uzaklaşmaya başladı. Neo-liberalizm atağıyla birlikte süreç tam saldırı halinde devam etti. Kapitalizm 3.kuşak haklar konusunda da pek fazla kaygısının olmadığını görüyoruz. Bazı batı ülkeleri Nükleer santral atıklarını geri kalmış ülkelere göndererek onları bu olumsuz etkiden kurtarmaya çalışılıyor. Çevre kirliliğine karşı uluslar arası dayanışma şart gözüküyor.

Dünya da eğer insanlar haklarını bulundukları yerde yaşadıklar yerde kullanamıyorsa ve dünya ölçeğinde bir denge kurulamamışsa o zaman insanların yaptığı birinci şey daha iyi yaşayabileceklerini düşündükleri yere göç etmeye çalışmaktadır. Böylelikle yetişmiş insan gücünün kaybı ortaya çıkıyor. Göç alan ülkeler yetişmiş bireyleri seçebiliyorsa onun için kar oluyor.Dünya ölçeğinde eşitliğin sağlanabilmesi ve hakların kullanılabilmesinin yolu Sosyal Demokrasinin küresel egemenliğinin olmasıdır.

Sosyal Demokratların küreselleşmeye karşı çıkmasını hiç anlayamıyorum. Sosyal Demokratların savunması gereken küreselleşme, sermayenin küreselleşmesine karşı bir küreselleşmedir. Bu gerçekleşmeden de sermayeye karşı mücadele edileceğine, haklar alanında bütün insanlığın yararlanabileceği bir düzenin kurulabileceğine ekonomik anlamdaki eşitsizliklerin dünya ölçeğinde ortadan kaldırabileceğine inanmak mümkün değil.
 

 

Haber  Arşivi      AKP  Dosyası      Anayasa Tartışmaları      Ayrımcılık      Avrupa Birliği       CHP  Dosyası      Çalışma  Yaşamı      Çevre  Dosyası       Deprem Dosyası       Dünyadan_Haberler         Eğitim_Dosyası         Ekonomi_Sayfası         Engelliler_Dosyası         Hayvan_Hakları        İnsan_Hakları        Kadın_Hakları       Kültür_Sanat       Kürt_Sorunu        Laiklik_Dosyası        Mayınsız_Türkiye        Medya_Haberleri          Merak_Edilenler        Savaş_Barış        Solda_Tartışılanlar        STK_Haberleri      Tarihten_Yapraklar      Toplumsal_Yaşam      Üyelerimizden     Yerel_Yönetimler    Yorum_Farkı

ANA_SAYFA

İstiklal Cad. Bekar Sok. 22/2 Beyoğlu 34435, İSTANBUL  Tel: (0212) 292 52 52 - 53  Faks: (0212) 292 32 33

İnternet : http://www.sodev.org.tr   *   e-mail :   info@sodev.org.tr